.insanın içinde kelebekler uçmasının vakti değildir belki ama küçük anlarımda onları hisssediyorum. görüntüler ve sesler var işte, hala beni heyecanlandıran düşündüren. ama o kadar, aşka inanmadım, sevemedim, özlemleyemedim. tahammülsüzleçtikçe, yalnızlaşan, her şeyi yıkan, kıran döken, küfreden bünye ben. tindersticks etkisi gibi her şey, yıkıcı, melankolik ama hiçbir şey abartılı değil, benim için olması gerektiği gibi, doğal. stuart'ın sesindedir hisleri ama hiçbir şey beklemez, sadece içinden geldiği gibi söyler, kazanmaz ya da kaybetmez. samimiyetini bilirim uzaktan, dinlerim, kelebeklerimi görürüm içimde, susarım. yalnızlığından dem vurmaz, mırıldanır, kulak verir, gözlerimi kaparım tatlı bir uyku vaktinde. .aslında daha çok kızgındım, daha çok yalan söyleyecektim ama bu kadarı geldi benden. o zaman son sözlerim de tindersticks olsun yine.
"Silence is here again The silence is here again tonight Will the love ever come back? Will the love ever come back? I know I've been pushing you away I know it's been going on for days Those awkward little things So endearing Those awkward little things Wear on me"
bunlar dışında the wildflower ve an imaginary life'ı da pek sevdim ben, işi gücü olmayan onlara da bakabilir.
harun diye bi içecek yaptık, böğürtlenli bi çay var indian spice diye liptonun, bi yemek kaşığı ondan, bi yemek kaşığı filtre kahve, kahve makinasına dolduruyoruz, iki kupa da su. şeker de eklendi mi mistik bi tadı olduğunu iddaa edio ml. neden harun adı derseniz, o tamamen bizim evin iç dinamiklerinin "sonradan hatırlamak ve çağrışım" üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. yeni bi defter alıp tarih ve saat yazıyoruz: "her şey burda başlıyor"
biterken rastlantıyı da analım:
"ada değildir insan,bütün hiç değildir bir başına ; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta ; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını ; senin için çalıyor."
mektup dediğimiz şey insanları nasıl bu kadar mutlu edebiliyor, evrenin muammalarından biri bence. dün akşam, söz konusu evrende özellikle beni hedef alan bir mucize gerçekleşmediği takdirde kesinlikle kalacağım bir dersin sınavından gayet keyifsiz bir şekilde geri döndüm ve masamın üzerinde kocaman beyaz bir zarf gördüm. bin beş yüz milyon ışık yılı uzaktan ada'nın el yazısını tanıyabilme kabiliyetim sonucunda, daha ayakkabılarımı çıkarırken sevinmeye başladım. bu arada son bi kaç haftada üçü ada'dan üçü de kürşatla orçundan gelen (toplamda nerden baksan altı eden :) ) posta ulaştı evimize. bunların içlerinden çıkan kara kedi kartpostalı ve sandman sayısı ben de özellikle bi heyecan yarattı diyebilirim. sonuç olarak, avrupanın çeşitli ülkelerindeki postanelere uğrayarak bize bişiler gönderen pek şahane arkadaşlarıma hakikaten teşekkür ederim, çok mutlu olduk.
ps: bi de yazın ortasında beş kuruş param yokken gelen kesmeşeker cd'sini ve şahane röportajı ve de amerika'ya gelen bi paket sigarayı anmayı da borç biliyorum. dünyanın dört bi yanındaki posta servisleri adeta benim mutluluğuma çalışıyor.
Sevdiğinde çekip gitme zamanı gelmiştir.
Göğüslerinin arasına başını sakla,
nefes al yürü çek git...
Hayat sürprizlerle dolu
Eczaneden çıkıyorum.
Teraziden şimdi indim.
80 kilo çekiyorum.
Seni seviyorum.
-blaise cendrars
Belki de bunu yapmalıydık. Birini sevdiğini anladığında çekip gitmeliydik. Eskiden çok kıymet verdiğim biri, birini bir anda seversin ama sevdiğini bir anda anlamazsın demişti. Tam tersi de olabilir, mühim değil, ikisi için de farklı önerilerim var.
1.Bir anda anlamıyorsak
Yani yavaş yavaş anlıyorsak, en başta küçük bir işaret alıyoruzdur muhakkak. Onu görünce midede kelebeklerin oluşması mesela çok kesin bir semptom. Bu şarkıyı dinlese çok sever diye düşünmek de bir semptom, ancak daha belirsiz zira sadece tanıdığımız kimselere de yapabiliriz bunu.
İşte bu işareti alınca, işleri ağırlaştırmak gerek. Çünkü her ilişkinin başı güzel. İlk ilan-ı aşka kadar heyecanlı her şey. Gerisi, kimle birlikte olduğunun önemi olmaksızın, aynı. Sigaranın ilk nefesi gibi. En güzel yeri başlaması.
Birine ilgi duyduğunu düşünüyorsa kişi, hemen bu konudan uzaklaşıp işleri ağırdan alıp yaşananın tadını çıkarmalı. İlişkiyi, aşk itiraflarını mümkün olabildiğince geciktirmeli. En sonunda, artık hormonlarına ve de kalbine karşı çıkamadığı noktada da artık söylenmesi gereken, seni seviyorum ve bu yüzden gidiyorum olmalı.
2.Bir anda anlıyorsak
Bir anda anlıyorsak âşık olduğumuzu, zaten güzel kısımları bunu anlamadan evvel yaşamışız demektir. İçinin erimesi, kalp atışının hızlanması, endorfin salgısı, göz kırpma sayısında artış, gereksiz neşeler ve yan etki olarak gereksiz hüzünlenmeler. Acaba diye sormalar. Güzellik burada bence.
Ve bir anda âşık olduğumuzu anladığımızda bunu hedef kişiye söylemeden evvel son bir güzel gün geçirmekte fayda var diye düşünüyorum. En son, unutulmaz, büyülü bir günün ardından artık söylenmesi gereken, seni seviyorum ve bu yüzden gidiyorum olmalı. Ada’da ya da Rotterdam’da olabilir. Paris fazla klişe, hem de turist yoğunluğu böylesi yüksek olan bir şehirde yeterince büyülü bir gün geçiremez insan. Yani en azından ardından terk etme gelen bir ilan-ı aşka yakışacak kadar büyülü bir güne yetmez.
Her iki şartta da, nasıl anlıyorsak sevdiğimizi, her ne haltsa yani, sevdiğini bildiği gibi terk etmeli kişi.
Bu dakika, bu enlem ve boylam üzerinde, oda sıcaklığında, normal koşullarda buna inanıyorum.
Eğer sevdiğimi söyleyip gidebilseydim zamanında, bugün geçmişimi böyle hatırlamayacaktım.
Ve gelecekte, çok sevdiğim bu adamı kokuşmuş bir nefretle anmaktansa sanırım ona, onu sevdiğimi ve bu yüzden gittiğimi söyleyeceğim.
Bilemedim nedir, ne değildir. Bu gerçeklik düzeyinde buna inanıyorum ve canımın içi çocuk gidiyorum.
G : Life is beautiful. A : Grace? A : Do u think it'd be really bad if I.. um.. kissed you? G : No.. A : No?
Bu sahneden başlayıp sonuna kadar tekrar tekrar izliyorum sürekli. Lili Taylor ne muhteşem oynamış. Axel'a bakışları, dudakları. Ekrana atlayıp sarılmamak için zor tutuyorum kendimi..
.sanırsam ben de bir sistem geri yüklemesi durumu söz konusu. eskisi gibi sessizce oturuyor, konuşmuyor ve insanlar tarafından yöneltilen "konuş da biz de sıkılmayalım" gibi yorumlara maruz kalıp gülümsüyorum. bu da güzel. hem uzun zamandır ilk defa mutlumsuyum. can sıkıcı olabilirim konuştuğumda, sustuğumdan daha da fazla. belki de olmam ama benim canım sıkılıyor konuştukça. .evet bu konuda bencilce davranıyor olma ihtimalim var tabi. bir noktada daha bencilimdir, doğumgünü kavramını sevmem, başkalarınınkine de yeniden önem vermemeye başladım. eskiden kutlardım bir yerlerden öğrendikçe, ama bitti o dönem. kimse alınmasın. ben içimden geldikçe "iyi ki varsın iyi ki hayatımdasın" derim, demesem sarılırım, severim, okşarım vs. anlaştık mı? ben peşin peşin söyledim her şeyi. sevgiler herkese.
.bu da neyin nesi demeyin. şimdi hemen anlatacağım. evet ben deliyim. şarap şişesinde çiçek yetiştiriyorum. evet her gittiğim yerden taş toplar, çantamı 5 kilo daha ağırlaştırır dönerim. sonra o taşlar hemen müzik setim üzerindeki yerini alır. şişelerim de çıplak durmasın diye güzel kokulu çiçekler toplarım. .güneşin henüz ılık saatlerinde uyanırım. saatim her ne kadar gün doğumunda çalsa da ben onu ısrarla kapatır uyurum. bazen de zaten uyuyamadığımdan penceremden dışarı bakar, güneşi beklerim. doğsun da ısınsın diye ellerim. .sanırım biraz saçmalamak istedim. evet her zaman bu kadar mutlu ama şapşal kelimelerle göremezsiniz beni. .artık şişem boş ama çiçeklere can verdi. hemen yeni bir şişe alınası ve yarın içilesi. .sevgiler herkese.
İnsanlar avcı olduklarını sanıyor beni de av olarak görüyorlar heralde. Elmır Fad misali hayatımın kapısını omuzlayarak kırıyor ve hayatıma girdiklerini sanıyorlar. Bense arka kapıyı açmış bir şekilde bekliyor oluyorum onları. Girdikleri hızla çıkıyorlar hayatımdan. Bense çok sevdiğim havucumdan bir ısırık daha alıyorum..
dün uykusuz aldım. hoca geldi anfiye.okuyamadım.sıranın altına koydum.unuttum.bugün gittim yerinde yoktu. p tesi iş anlaşması yaptım bi adamla.iki gün sonra aradı vazgeçti. sınav sonucum açıklandı. 50 ile geçeceğim sınavdan 49 aldım. başvuru yaptıgım ilaç firmaları geri dönmedi.bugün ark. ''seni de aradılar mı?'' diye sordu. okuldan kadro çıkıcaktı güya.çıkmadı.o da bi bana çıkmadı. bana kin besleyen bi hocadan ders alıyorum.düzenli olarak azarlıyor. bi film izleyim dedim haftasonu.şehre festival bile gelmemiş..