dün gece saat 12-1 sularında gözümde güneş gözlüğü, evde 3-5-8 oynarken ve bi yandan kolumdaki inanılmaz çok sayıdaki yara bereyi inceleyip bir yandan da masadaki muabbete gülerken farkettim ki, az önce saydığım koşullar altındaki bi insanın ne olursa olsun o kadar çok gülmemesi lazım. gece yarısı güneş gözlüğüyle 3-5-8 oynamamın gerçekten mantıklı bir sebebi var, ama mesela bu yaraların berelerin hiç yok. bir kısmı geçen haftasonundan kalma ama geri kalanları iki gün önce yoktular ve nasıl oluştular hiçbi fikrim yok. hele sol kolumda bi tane morluk var patates büyüklüğünde ve rengarenk, onun olması için koluma bi yaban domuzu tos atmış olmalı. yani bilemiyorum işte, noluyor lan?
tam kola bağımlılığından kurtuluyorum, kürşat geliyor istanbula, gene güne öğlen kola ve sigarayla başlayıp yattığımız yerden mal mal muhabbetler ederken önce akşam sonra tekrar sabah olmasıyla döngüye giren, ancak kola veya sigara bittiğinde loophole bulabildiğimiz haftasonları geçiriyoruz. arada bir dışarı çık, içki iç, eve gel kağıt oyna, belki bi film izle, sonra gene yattığın yerden saçma salak muhabbetler, kola sigara, gene gün ağarsın, gene kalk kola sigara kahvaltısı.. şimdi kolamız bitti, onu bekliyorum.
bi de hayatımdaki her ayrıntı karman çorman şu anda. her ayrıntı ama. ve buna rağmen uzun zamandır ilk defa çok, çok huzurluyum. resmen gözlerim parlıyor. ama güneş gözlüğüyle dolaştığım için pek belli olmuyor tabi ajdksaj. ne mutlu iç ticaret hadleri sürekli cari açık verenlere!
öperim gözlerinizden.
25 Temmuz 2009 Cumartesi
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Lily, Rosemary and the Jack of Hearts
Hikayesi olan şarkılar ne güzeldir. Bir müzikal gibi canlanır şarkı gözünüzde. Bu sıralar da böyle şarkılara sardım işte ben de. Eşlik ediyorum, hayal kuruyorum, kafamda canlandırıyorum. Burada şöyle bir sahne olsa, şuradan kız girse ve adam ateş etse falan diye yönetmenliğe soyunuyorum. Yeterli kudreti damarlarımdaki "too much caffeine"in içinden çekip çıkartabildiğim gün bir şeyler yazacağım bu şarkıların birine ve çekeceğim 3-4 dakikalık da olsa bir klip falan filan (Yoda gibi yazmışım bu ne lan?! "May the song be with you"). Eğer 2012'ye kadar çekmezsem Marduk çarpsın beni emi..
Temmuz ayını çok seviyorum. Yapmak istenilen her şey için biçilmiş kaftan. Ne ağustos gibi cayır cayır bir telaş taşıyor, ne de haziran gibi dört nala koşuyor. Temmuzu sevmeme rağmen bu temmuzum çok boş geçiyor nedendir anlayamadım. Ayın 6'sı olmuş ve ben yaptığım elle tutulur bir şeyi hatırlamıyorum bu 6 gün içinde. Umarım Temmuz Tanrısı bu yazdıklarımı okur da ayın kalan günlerinde bu söylediklerimi bir bir yedirir bana..
Temmuz dedik, Ada'ya da değinmezsek olmaz şimdi. Ada gelmiş, hoşgelmiş. Kendisini, son dizesini değiştireceğim bir Turgut Uyar şiiriyle karşılıyorum..
"Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
Kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini
Ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah
Sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah
Temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa
Gel kavuşalım birbirimize"
Bu arada Irmak doğum günümde bana attığın şiirin şu kısmı aklıma takılmıştı söylemesi buraya nasipmiş;
"ve ölürken usul usul ne tuhaf
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya"
Ulan ölüyor muyum ben?! Neb'çim bir mesajdır bu, insana doğum gününde böyle mesaj çakılır mı? Bunun hesabını yemeklerinden alacağım kocaman ısırıklar olarak soracağım..
Pan
29 Haziran 2009 Pazartesi
“seni ilk haziranda görmüştüm
şapka giymemiştin çünkü yazdı
zaten hiç giymezdin belki de
kimin dünyayı görecek hali vardı oysa
sokaklar mavilik demetleri şunlar bunlar
şunlar bunlar diyorsam unutulmaz şeylerdi ha
örneğin çiçekti her şeyin ilk yarısı
ellerim ceplerime gitti durup dururken
yani herkesin aşk aşk dediği buysa”
şapka giymemiştin çünkü yazdı
zaten hiç giymezdin belki de
kimin dünyayı görecek hali vardı oysa
sokaklar mavilik demetleri şunlar bunlar
şunlar bunlar diyorsam unutulmaz şeylerdi ha
örneğin çiçekti her şeyin ilk yarısı
ellerim ceplerime gitti durup dururken
yani herkesin aşk aşk dediği buysa”
17 Haziran 2009 Çarşamba
ŞİDDETLİ RÜZGARLAR esebilir
"sahrayıcedit" diye bir yer var. bana her seferinde bir rüzgar adı gibi geliyor bu. bi de sanki şahane hitap olurmuş gibi. böyle cedric chan'e "benim üzümlü kurabiyem, doğu incim"dedikten sonra "sahrayıcedit'im" de diyebilirmiş gibi sanki.
bir haziran klasiği olarak bilmediğim semtlerde akşamdan kalma olarak uyanıp zar zor eve dönmeler, yavru kediler tarafından çıldırtılmalar, sene boyunca iplenmeyen power balladların niyeyse hep bu zamanda sebepsiz mide kelebekleri yaratması, bunda kesinlikle fesleğen ve hanımeli kokusunun etkisi olması falan şaşırtıcı değil. tesadüflerse doğası gereği şaşırtıcıdır. ama tesadüfler de hakedilir, hikayelerin onları anlatabilecek kişilerin başından geçmesi gibi bir şey diyebiliriz.(bu arada tesadüf farsçada trafik kazası anlamında kullanılıyormuş, sık sık boş bir bilgi aktarmazsam rahat duramıyorum.) passiflora damlattığım sütlü kahvemi onlar için hikayeler ve tesadüfler biriktirdiğimiz insanlara kaldırırken şöyle diyesim var çok içten:
run to the bedroom, in the suitcase on the left, you'll find my favorite axe.
bugün de uyduruk yazımızın sonuna geldik. hepinize uyumak için trankilizana ihtiyaç duymadığınız geceler dilerim.
bir haziran klasiği olarak bilmediğim semtlerde akşamdan kalma olarak uyanıp zar zor eve dönmeler, yavru kediler tarafından çıldırtılmalar, sene boyunca iplenmeyen power balladların niyeyse hep bu zamanda sebepsiz mide kelebekleri yaratması, bunda kesinlikle fesleğen ve hanımeli kokusunun etkisi olması falan şaşırtıcı değil. tesadüflerse doğası gereği şaşırtıcıdır. ama tesadüfler de hakedilir, hikayelerin onları anlatabilecek kişilerin başından geçmesi gibi bir şey diyebiliriz.(bu arada tesadüf farsçada trafik kazası anlamında kullanılıyormuş, sık sık boş bir bilgi aktarmazsam rahat duramıyorum.) passiflora damlattığım sütlü kahvemi onlar için hikayeler ve tesadüfler biriktirdiğimiz insanlara kaldırırken şöyle diyesim var çok içten:
run to the bedroom, in the suitcase on the left, you'll find my favorite axe.
bugün de uyduruk yazımızın sonuna geldik. hepinize uyumak için trankilizana ihtiyaç duymadığınız geceler dilerim.
16 Haziran 2009 Salı
Birtakım duygular, bir tesadüf takımyıldızı ve bir takım elbise..
Son zamanlarda hayatımın en zevkli günlerini geçirdim. Mutluluk açısından değil ama yaptığım şeylerden aldığım haz açısından rekor üstüne rekor kırdım. O kadar basit şeylerden o kadar büyük hazlar aldım ki anlatamam size. Adeta haz sarhoşuydum a dostlar. "Bir türlü anlaşılamadı nedeni nasılı" demiş ya Kaptan, aynı geldiği gibi anlaşılmaz bir şekilde uçtu gitti bu baloncuklar da. Şimdi ise n'apsam n'etsem silsilesinde oturduğu yerden götünü kaldıramayan bir Pan kaldı. Pef..
Uzun zamandan sonra geçen gün Janis dinledim. Çok özlemişim. Blogumuzun girişindeki gitmek - kalmak üzerine olan sözler geldi aklıma özlemimden ötürü. Nereden estiyse ilk defa (blogumuz da nicedir açık) bu sözün kime ait olduğunu, nerede geçtiğini aramak geldi içimden. Arattım ve sadece tek bir sonuç çıktı Google'da. Penguen'e ait linke girdim ve yazıyı okumaya başladım. Yazının Janis hakkında olduğunu görünce şoke oldum. Tesadüflere inanır mısınız?..
Mezuniyet balosu yaklaşıyor ve ben de kendime bir takım alma ihtiyacı duydum. Interview'da güzel bir takım buldum ve aldım. Artık sürekli takım elbise giyesim geliyor. Büyüdüm mü ne? Ciddi olmak, ciddi işler yapmak geçiyor içimden. Bu sene çin takvimine göre ciddi işler senesi olacakmış benim için. Amen..
Bu sıralar kelime perisiyle aram iyi değil vasati sözcükler dökülüyor parmaklarımdan, hiç konuşmamak en güzeli böyle vakitlerde..
Pan
12 Haziran 2009 Cuma
.ey insanlar.
.insan ne ile yaşar?. bu soruyu bienalden çaldım. hadi bir düşünelim. müzik evet. sevgiden öte bir bağ(ım)lılık söz konusu müziğe karşı. sonrasını getirmek hep zor geliyor ama, peki ya başka ne ile yaşar insan? sanırım sevilmek de ister insan, ilgi görmek ama bunları kendimde çok da net bir biçimde göremedim. insan ne ile yaşar yahu biri cevap versin bana? ya da bienalin akıldışı ürünlerini bekleyelim eylüle dek.
not:hiç de üretici bir yazı olmadı, bu dönem yazmakla ilgili sorunlarım var.
not:hiç de üretici bir yazı olmadı, bu dönem yazmakla ilgili sorunlarım var.
3 Haziran 2009 Çarşamba
.sabahlar olurken, olmasın dedim.
.şimdi şimdi anlıyorum bazı şeyleri. mezuniyet filan,okul bitiyor,ki benim için 3 sene daha var. bitirmek zor be kardeşim. taşkışla'nın geceleri gündüzlerine karışır, gün doğar ve biz bir yudum kanyakla birbirimize sarılmış çatıda otururken zaman hızla akarmış meğer. ortabahçede sohbet ederken dostlarla, asistanlarla, yıllar, anılar geçermiş gözünden ve dilinden düşmezmiş hiç. kediler yaşlanır belki de ölürler, sen de gidersin o güzel binadan. dostluklar baki, ama yakınlarda rastlaşmak daha zor artık. bitecek, gideceksiniz, ben kalsam da, tek başıma oılacağım. 4 senenin her anı giderek ufalacak gözümüzde. sonra da unutacağız elbet. sadece bilgisayarın hafızasında yer kaplayan fotoğraflar olacak bir çoğu. sonra yeni hayatlar, arkadaşlar ve iş. ben hala öğrenciyim, hep taşkışlalıyım. koparana kadar beni sistem, oranın bir parçasıyım.
.gün doğdu çatısında taşkışlanın ,ortabahçesinde battı güneş. evim oldu, bahçem oldu, nefesim oldu, gözyaşım oldu, dostum oldu, sarıldığım oldu. şimdi biraz daha boş, biraz daha sessiz kalacak.
10 Mayıs 2009 Pazar
bir tek annem olsun bana bir şey olmaz
hayır vicdansızlık değil de nedir?
bazen oluyor ki insan annesini aynı evde çekemiyor. ama biliyorum ki annem beni böyle seviyor olmasaydı ben bu sizin tanıdığınız insan olmayacaktım.
anneme geçen aylarda çok kızdım. çok ama. muhtemelen o da bana çok kızdı. 3 hafta kadar konuşmadık hiç. hiç haber almadım. düşünürsek öldü mü kaldı mı onu bile bilmiyordum yani. ama konuşmadığımız haftalar boyunca kendimi o kadar evsiz barksız hissettim ki anlatamam. meğer dünyada köklerimin olması ona bağlıymış. hiç de tahmin edemediğim kadar değerliymiş. meğer ne kadar da anneme ihtiyacım varmış. o günden beri annemi kalbimin derininde o kadar özlüyorum ki, daha doğrusu ne kadar özlemiş olduğumu fark ediyorum. günlük hayatımı etkilemiyor uzaktan bakınca ama aslında onun bana yakıştırdığı şeyleri giymeye başladım, yemekleri onun da seveceği gibi yapıyorum, sanki burdaymış gibi davranmaya başladım. varlığını yanımda hissetmek beni kurtaran şey oldu.
şimdi bu aptal şey beni dün geceden beri duvardan duvara çarpıyor. duygu sömürüsünün para kazandıran hali reklam sektörü: 1 ada: 0. sertab ablamız evet güzel güzel söylemiş, ninni gibi geliyor kulağa ama altta yatan mesajı hiç mi düşünmemişler ya da düşünüp, anlayıp bundan iyi para kazanırızı nasıl diyebilmişler. bir tek annem olsun bana bir şey olmaz bunu ben de biliyorum, ama bunu bangır bangır televizyonda verdiğin zaman bu beni ağlatır ki.
bu şarkıların anneleri gerçekten göremeyecekleri kadar uzakta olan insanları, bilhassa çocukları nasıl etkileyeceğini tartışmayacağım çok duygusalım bir tek kendimi düşünüyorum şu dakikada.
bu arada benim bu yazıyı yazma sebebim anneler gününü kutlamak değil, bazı reklamcıların anneler gününü kutlamak kisvesi altına gizlenmiş anneler günü teröründen etkilenmiş, mağdur duruma düşmüş olmamdır. yoksa anneler günüyle hiç işim olmaz. annem eksik kalmasın diye arar kutlarım o kadar. kıskanmasın kadıncağız, yazık kıyamam.
öyle işte. anneler günümü kutlamak için ben de şimdi pikniğe gidiyorum orada bütün medya etkisinden uzakta ham and cheese yemeyi planlıyorum. sizi seviyorum.
bazen oluyor ki insan annesini aynı evde çekemiyor. ama biliyorum ki annem beni böyle seviyor olmasaydı ben bu sizin tanıdığınız insan olmayacaktım.
anneme geçen aylarda çok kızdım. çok ama. muhtemelen o da bana çok kızdı. 3 hafta kadar konuşmadık hiç. hiç haber almadım. düşünürsek öldü mü kaldı mı onu bile bilmiyordum yani. ama konuşmadığımız haftalar boyunca kendimi o kadar evsiz barksız hissettim ki anlatamam. meğer dünyada köklerimin olması ona bağlıymış. hiç de tahmin edemediğim kadar değerliymiş. meğer ne kadar da anneme ihtiyacım varmış. o günden beri annemi kalbimin derininde o kadar özlüyorum ki, daha doğrusu ne kadar özlemiş olduğumu fark ediyorum. günlük hayatımı etkilemiyor uzaktan bakınca ama aslında onun bana yakıştırdığı şeyleri giymeye başladım, yemekleri onun da seveceği gibi yapıyorum, sanki burdaymış gibi davranmaya başladım. varlığını yanımda hissetmek beni kurtaran şey oldu.
şimdi bu aptal şey beni dün geceden beri duvardan duvara çarpıyor. duygu sömürüsünün para kazandıran hali reklam sektörü: 1 ada: 0. sertab ablamız evet güzel güzel söylemiş, ninni gibi geliyor kulağa ama altta yatan mesajı hiç mi düşünmemişler ya da düşünüp, anlayıp bundan iyi para kazanırızı nasıl diyebilmişler. bir tek annem olsun bana bir şey olmaz bunu ben de biliyorum, ama bunu bangır bangır televizyonda verdiğin zaman bu beni ağlatır ki.
bu şarkıların anneleri gerçekten göremeyecekleri kadar uzakta olan insanları, bilhassa çocukları nasıl etkileyeceğini tartışmayacağım çok duygusalım bir tek kendimi düşünüyorum şu dakikada.
bu arada benim bu yazıyı yazma sebebim anneler gününü kutlamak değil, bazı reklamcıların anneler gününü kutlamak kisvesi altına gizlenmiş anneler günü teröründen etkilenmiş, mağdur duruma düşmüş olmamdır. yoksa anneler günüyle hiç işim olmaz. annem eksik kalmasın diye arar kutlarım o kadar. kıskanmasın kadıncağız, yazık kıyamam.
öyle işte. anneler günümü kutlamak için ben de şimdi pikniğe gidiyorum orada bütün medya etkisinden uzakta ham and cheese yemeyi planlıyorum. sizi seviyorum.
1 Mayıs 2009 Cuma
1mayıs
bugün dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da bir 1mayıs.
ilginç.
burada da 1mayıs tatil ilan edilmiş. işçi günü olarak. ama sokaklar bomboş. türkiye'deki heyecan ve hezeyandan ve dahi amaçlardan eser yok. dün ise kraliçenin günüydü. queensday denilen naneyi bütün hollanda çarşamba gecesinden itibaren büyük bir coşkuyla kutladı. bu küçücük sanayi şehrimiz tilburgda bile koca koca sahneler kuruldu. organizasyonlar büyük paralar kazandı. içki tüketimi sayamadığım kadar çok katına çıktı.
bugün burada da 1mayıs. ama herkes akşamdan kalma. herkes evinde uyuyor şu dakika.
ada günseli ışık tilburg'dan bildirdi. söz sende istanbul.
ilginç.
burada da 1mayıs tatil ilan edilmiş. işçi günü olarak. ama sokaklar bomboş. türkiye'deki heyecan ve hezeyandan ve dahi amaçlardan eser yok. dün ise kraliçenin günüydü. queensday denilen naneyi bütün hollanda çarşamba gecesinden itibaren büyük bir coşkuyla kutladı. bu küçücük sanayi şehrimiz tilburgda bile koca koca sahneler kuruldu. organizasyonlar büyük paralar kazandı. içki tüketimi sayamadığım kadar çok katına çıktı.
bugün burada da 1mayıs. ama herkes akşamdan kalma. herkes evinde uyuyor şu dakika.
ada günseli ışık tilburg'dan bildirdi. söz sende istanbul.
27 Nisan 2009 Pazartesi
Yaşam üzerine deneysel çalışmalar..
Üç vakte kadar "aşık olma ve kandaki piçlik oranı" tadında bir araştırmaya başlayacağım. Deney grubu olarak da kendimi seçtim. Kanımdaki piçlik oranını belirli seviyelerde arttırıp, aşık olma probabilitelerimi not alacağım çizgisiz defterime. Tabiki bu mühim deneyi gerçekleştirebilmem için hastanelerde daha az vakit geçirmem gerekmekte. Babamın apandisit ameliyatı, benim apandisitim, babamın göz ameliyatının ardından bugün de ablamın ayağı alçıya alında ve günün büyük bir kısmını hastanede geçirdim. Eğer yakınlarımdan birisinin daha başına böyle bir hastalık, kaza vesaire durumu gelirse tası tarağı bırakıp "nazarın, hastanelerin döner sermayelerine katkısı" adlı çokça sövüşken azca nesnel deneyime girişeceğim..
Neyse..
Bu paragraf-i bilgileri verdikten sonra hayatımda olup bitenleri bir solukta üfüreyim. Withdraw çekmek istemek ama 9 tane farklı hocadan hiçbirini bulamamak, uzunca bir süre iş aramak bulamamak ve şimdi bütün işlerin üstüste gelmesi, doping kontrolü için 10 erkeği işerken izlemek, arap yağı bol bulunca kıçına sürmek ve parayı nereye harcayacağını şaşırmak, şenliği ha geldi ha gelecek diye beklemek, flashmob düşünmek düşünmek düşünmek, ipod touch aramak ucuzundan, yaptıklarımla gurur duymam ama böbürlendiğimi düşünmemeleri için sevincimi insanlarla paylaşamamam, mor yüzüğün kaçma çabaları ve benim onu başka yüzükle basmam, eti cici bebenin dayanılmaz lezizliği, özgürlük günlerinde çekilen halaylar, eski şarkıları tekrardan loop'a almak, boş zamanlarımı boş boş oturarak geçirmem..
ps i love you..
(you derken hepinizi kastediyorum alınganlık yapmayın benim sevgim hepinize yeter)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)